Hayat, bazen bizi yolumuzdan saptıran, bazen de karşımıza çıkıp uzun süre yanımızda duran insanlarla şekillenir. Ancak, bazı insanların değerini biz fark edene kadar çok geç olabilir. Bu durum, sadece kişisel ilişkilerde değil, iş hayatında, toplumda, hatta sanat alanında da sıkça karşımıza çıkar.
Bir insan, zamanın ve olayların geçişiyle birlikte daha da kıymetli hale gelebilir. Çoğu zaman, bir kişinin gerçekten ne kadar önemli olduğunu, ondan uzaklaştıktan sonra anlarız. Hayatımıza dokunan, bize öğreten, bazen yeri geldiğinde bizi uyandıran insanlar, çoğu kez sıradanmış gibi gözükür. Ama zaman geçtikçe, onların aslında ne büyük bir değer taşıdığını fark ederiz.
Bunu en iyi, kaybettiğimizde anlarız. Kaybetmek, bir insanın değerini gözler önüne serer. Ne kadar büyük bir etkisi olduğunu, hatalarını ve kırgınlıklarını fark ettiğimizde, o insanın değerini daha net görebiliriz. Ancak, her zaman işler o kadar geç kalmadan fark edilmeyebilir. Bazen değerli bir insanın kıymetini tam da onun yanında iken anladığınızda, belki de en doğru zaman o zamandır.
Bir insanın, değeri yalnızca onu tanıyanlar tarafından değil, zamanla tüm dünyaca anlaşılabilir. Bir sanatçının değeri, hayatını kaybettikten sonra, onun eserleriyle ve düşünceleriyle var olur. Bir öğretmenin değeri, öğrencileri büyüyüp hayatlarına yön verdiklerinde fark edilir. Bir dostun değeri, zorlu zamanlarda, sırtımızı yaslayabileceğimiz bir omuz olduğunda anlaşılır.
Sonuç olarak, bazen insanları çok geç anlamamızın nedeni, onlara vakit ayırmıyor olmamızdır. Zaman, aslında onların ne kadar değerli olduklarını öğrenmek için en iyi öğretmendir. Ve biz, sadece bir an için çevremizdeki insanları izlemeli, dinlemeli ve onlara değerimizi göstermeliyiz.
Sonuç olarak, bir insanın gerçek değeri, geç anlaşılmadan önce fark edilmelidir. O insanı anlamak, tanımak, ona değer vermek, kaybetmeden önce olmalıdır. Çünkü hayat, kaybettiklerimizle öğrettikleriyle değil, kazandıklarımızla daha değerli olur.
Şehriban Tekce