Dr. Mustafa Uluçay


Endülüs’ün Bilge Halifesi

Köşe Yazarımız Dr. Mustafa Uluçay Yeni Köşe Yazısında:


II. Hakem ve Zamanı 
Türk-İslâm filozoflarından Fârâbî, “Erdemli Şehir” anlamına gelen meşhur eseri el-Medînetü’l Fâzıla’da devletleri “erdemli olan ve olmayan” şeklinde iki sınıfa ayırır. Fârâbî’ye göre erdemli devlet; ahlâkî erdemleri ilke edinmiş, iş bölümü ve sosyal dayanışmanın en mükemmel düzeyde gerçekleştiği, hukukun ve sosyal adaletin tam olarak uygulandığı, bilge (hakîm) yöneticilerin başkan olduğu bir devlettir. Fârâbî der ki: “Bir devlet başkanında bilgelik vasfı bulunmazsa, diğer şartlar mevcut olsa dahi faziletli şehir/toplum tehlikeye maruz kalır ve gün gelir yıkılır.”
Endülüs Devletini yöneten 961 ile 976 yılları arasında yöneten II. Hakem, İslam tarihinde, Fârâbî’nin tarif ettiği “bilge hükümdar” sıfatına en lâyık devlet başkanlarından birisi olarak kabul edilmektedir.
II. Hakem, 915 yılında dünyaya geldi. Çok iyi bir eğitim gördü. Veliahtlığı esnasında valilik ve ordu kumandanlığı yaptığı için iyi bir idareci olarak yetişti. Babası III. Abdurrahman’ın vefatı üzerine “el-Müstansır-Billâh” lakabıyla halife ilân edildi. (961) 
Tarihçiler, II. Hakem’in ilmî kişiliğinden, ilim adamlarına verdiği değerden ve bilhassa kitap toplamaya olan merakından büyük bir övgüyle söz ederler ve onu “ahkem” (en bilge) sıfatıyla anarlar.
II. Hakem, Kurtuba yakınlarındaki saltanat şehri Medinetüzzehra’da olağanüstü bir çaba sarf ederek muhteşem bir kütüphane yaptırdı. Aslında ondan önceki Emevi hükümdarlarının çoğu da kitap ve kütüphane konusuna önem verirlerdi. Fakat II. Hakem’in bu konudaki merakı, adeta iştiyak derecesinde idi. Hakem, İslâm dünyasının muhtelif şehirlerine memurlarını gönderir, nerede bir eser kaleme alınmışsa o esere ilk önce kendisi sahip olmak isterdi. Endülüs dışındaki ilim ve kültür merkezlerinde temayüz etmiş bilginlerle irtibat kurar, onlara çeşitli armağanlar gönderirdi. Mesela, Bağdat’ta yaşayan meşhur tarihçi ve edip Ebu’l-Ferec el-İsfehânî’ye 1.000 dinar göndermiş ve bu sayede adı geçen âlimin edebiyat ve musiki ilgili ünlü eseri el-Eğânî’yi daha Bağdat’ta okucuyla buluşmadan Kurtuba’ya ulaşmasını sağlamıştı. 
Kurtuba’ya gelen kitaplar, Saray Kütüphanesi’nde görevli müstensihler tarafından istinsah(çoğaltma) ediliyor ve en güzel şekilde ciltleniyordu. II. Hakem’in bu gayretleri sonucu X. yüzyılın sonlarına doğru Kurtuba Saray Kütüphanesi, 400 bin cilde ulaşan kitap sayısıyla o günün dünyasının en büyük birkaç kütüphanesinden biri haline gelmişti. Hakem bu kitapların bir kısmını okumuş ve kenarlarına not düşmüştü. Bu dönemde artan refaha ve gelişen eğitim seviyesine paralel olarak kitap toplama ve okuma merakı Kurtuba halkını da sarmış ve bu sebeple, “İşbîliye’de bir âlim ölünce kitapları satılmak istenirse Kurtuba’ya götürülür” sözü darbımesel haline gelmiştir.
II. Hakem’in kültür ve eğitim sahasındaki en önemli icraatlarından biri de, fakir ve kimsesiz çocuklar için parasız okullar açmasıydı. Sadece başkent Kurtuba’da bu türden 27 okul yaptırmıştı. Bu okullara ilave olarak bütün cami ve mescitler, ibâdet mekanları olmaları yanında eğitim merkezleri olarak da hizmet vermekteydiler. O yıllarda, Avrupa’da din adamları dışında, devletin en üst mertebelerinde olanların bile okuma-yazma bilmedikleri bir dönemde Endülüslüler eğitimi çocuklardan başlayarak toplumun bütün katmanlarında yaygınlaştırıyorlardı. 
Özellikle cebir, geometri, astronomi ve tıp gibi ilimlerin büyük gelişme gösterdiği Kurtuba Medresesi’ni devrin en meşhur ilim merkezi haline getiren II. Hakem, önemli bilginlerin burada ders vermesini sağladı. Birçok âlim onun sarayına giderek himayesi altına girmiş, sarayda düzenlenen ilmî toplantılarda fikirlerini rahatça ifade etme imkânı bulmuştur. 
II. Hakem Müslüman âlimlere olduğu kadar, gayrimüslim bilginlere de daha önce hiç görülmediği kadar kol kanat germiş ve onları cömertçe ödüllendirmiştir. Bunu duyan bilginler de onun sarayına akın etmişlerdir. Hakem onları ilmi çalışmalara teşvik eder, bunun için onlara gerekli olan her imkânı sağlamayı üstlenirdi. İlme ve âlime o kadar değer verilirdi ki, II. Hakem döneminde kitap telif eden birçok yazar “istiridye kabuğundaki inciler kadar refah içinde” vatanlarında ikamet ederlerdi. İlim ve sanat hakkında Melik’in bu şekilde esirgemediği yardım ve itibarı “insanlar idarecilerin hali üzeredir” prensibiyle herkesin en üst seviyede ilim tahsiline heves ve rağbet göstermesine sebep olmuştu. Endülüste ilim ve maarif az bir zaman içinde o derece arttı ki, kadınlar arasından bile çok sayıda faziletli hanım meşhur oldu. Mesela Lübne isimli bir hanım gramer, matematik, edebiyat ilimleri ve hat sanatında akranlarını geride bırakmıştı.
Kurtuba Ulucamii’nin yanına yaptırdığı dârüssadaka aracılığıyla fakirlere yardım etmiştir. Bu arada kendisi sade bir hayat yaşamış, halkı da tutumlu olmaya teşvik etmiş, bazı vergileri azaltmıştır.
Bilge Halife, entelektüel kapasitesi yanında barış yanlısı bir idareci olarak temayüz etmişti. Ancak gerektiğinde, devletin selameti için kılıca da başvurmaktan çekinmezdi. 
Melik Hakem’in zamanında özellikle ziraat işleri son derece ilerlemişti. Çiftçiliğin ruhu olan sulama konusuna önem verilmiş, memleketin her tarafına sulama kanalları ve köprüler açılmıştı. 
Tarihçi S. M. İmamüddin der ki: “II. Hakem, daha çok döneminde bilim ve kültür hayatının gelişmesiyle tanınır. Avrupa’da modern temizlik anlayışı, kanalizasyon sistemi, sabunun kullanışı, odaların ısıtılması, caddelerin aydınlatılması ve mendil kullanılması Müslümanlar’dan alınmıştır. II. Hakem’in sarayında sabun ve kozmetik kullanılırken, Avrupalılar nadiren, hatta birkaç ayda bir kez banyo yaparlardı.”
Fransız yazar Andre Clot da, II. Hakem dönemi için “Kültür iktidardaydı” tespitinde bulunur. Gerçekten de bu dönemde Müslümanlar dinî ilimlerle birlikte, fen ve beşeri ilimlerde o kadar ileri idiler ki, adeta Endülüs dünyanın kültür merkezi haline gelmişti.
II. Hakem, “onbeş sene izzet, ikbal, azamet ve yücelikle, haşmet ve vakar tahtını süsledikten sonra” 1 Ekim 976 tarihinde bu fâni dünyayı terk edip bâki âleme göçtü. Bazı tarihçiler, onun vefatıyla Endülüs Emevî Devleti’nin gerileme dönemine girdiğini söylerler.